İstanbul Şafak Hastanesi

Sağlıkta Şafak Vakti
Smaller Font Default Font Larger Font
Turkish English German Russian Spanish

"İstanbul Şafak Hastanesi" ileri teknolojisi, uzman hekim kadrosu ve kusursuz hizmeti ile, Gaziosmanpaşa'da size mükemmel bir sağlık hizmeti sunmaktadır.

Hastanemiz 50 yatak kapasiteli olup ayrıca 25 makinalı diyaliz servisimiz bulunmaktadır. Öğretim görevlisi ve uzman hekimlerden oluşan kadromuzla 24 saat siz kıymetli hastalarımızın hizmetinizdeyiz. 

Vinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo Slider

Hekim Arama

Hastanemizi Nasıl Seçtiniz?

image001KATARAKT

Katarakt göz içerisinde bulanan saydam lensin(merceğin) kesifleşmesidir. Bu saydam bir camın buzlu cam haline geçişi olarak da düşünülebilir. Katarakt, hafif görme azlığından ciddi görme kaybına kadar kişinin gündelik yaşantısını zorlaştıran bazen de gözde kalıcı zararlar oluşturabilen bir göz rahatsızlığıdır.
Katarakt normalde yaşlanmayla birlikte oluşur. Bunun dışında yaşlanmadan bağımsız erken yaşlarda da görülen kataraktlar vardır. Kataraktı olan kişi görmesinde azalma, ışıkların dağılması, bazen de gözünde ağrı şikayetiyle doktora başvurur. Tedavisi ameliyatla yapılır

.

Ameliyat Nasıl Yapılır?
Ameliyat % 99 oranında hasta uyumadan, göz çevresinin uyuşturulmasıyla ( böylece hastanın ağrısı olmaz ) yapılır. Hastanemizde uygulanan ameliyat halk arasında dikişsiz veya ‘’lazerle katarakt ameliyatı ‘’ olarak bilinen fako yöntemiyledir. Bu dünyada uygulanan en güncel katarakt ameliyatı yöntemidir. Bu yöntemde çok küçük bir kesiden göz içine girilip kataraktlı lens alınıp göz içine önceden numarası hesaplanmış yapay bir lens koyulur. Göze dikiş atılmaz.

Hastanede Ne Kadar Kalınır?
Ameliyat sonrası hastalar, çoğunlukla aynı gün veya ertesi gün kontrolü sonrası taburcu edilirler

Ameliyat Sonrası İstenmeyen Durumlar Nedir?
Ameliyat sonrası binde bir oranında birtakım rahatsızlıklar oluşabilir. Bu yan etkiler genellikle kataraktın diğer göz (glokom, yüksek miyopi, lens bağları zayıflığı vb.) veya sistemik hastalıklarla (şeker hastalığı, hipertansiyon vb.) birlikte olduğu durumlarda gelişir. Bunlar arasında gözün mikrop kapması, gözün sinir tabasında yırtık oluşması, sarı noktada su toplanması sayılabilir. Bu rahatsızlıkların tedavisi mümkündür.

Ameliyat Sonrası Yapılması Gerekenler Nelerdir?
Ameliyat sonrası hastanın doktor tarafından reçete edilen ilaçları tarif edildiği şekilde, önerilen süre boyunca çok düzenli olarak kullanması gerekir. İlaç kullanımı gözün sağlıklı olması ve iyi görmesi için şarttır. Damlalar yatar pozisyonda göze ve kirpiklere değdirmeden alt kapağı aşağıya çekip gözün içine damlatılarak yapılır. Birden fazla ilaç varsa arada 15 dakika beklenmelidir. Ameliyat sonrası göz 1 gün süreyle kapalı kalır. 1. gün, 1. hafta, 1.ayda normal kontroller gereklidir. Bu kontrollerde gözün muayenesi yapılır ve ilaçlar düzenlenir. 1. ay muayenesinde yakın gözlüğü verilir, gerekirse uzak gözlüğü de verilebilir. Hastaların ameliyat sonrası 3. ay, 6.ay ve 1. yıl kontrollerini yaptırmaları önerilir.

Ameliyat Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Ameliyat sonrası 2 gün kesinlikle tercihen 1 hafta süreyle göze su kaçmaması gerekir. 3 hafta süreyle yüzme yasaktır. Hasta ameliyat öncesi günlük aktivitelerine devam edebilir. Efor gerektiren işlerin 1 hafta 10 gün süreyle ertelenmesi sağlıklı olacaktır. Göze gelecek darbelerden kaçınılmalıdır. Ameliyat sonrası ilk bir iki gün hafif kaşıntı, batma ve ışığa hassasiyet olabilir. Işıktan rahatsız olanların güneş gözlüğü kullanmaları şikayetlerini azaltır. Göz kesinlikle ovuşturulmamalıdır.

Hangi Durumlarda Acilen Doktora Başvurmak Gerekir?

Ameliyat sonrası gözde; Kapaklarda şişkinlik , kızarıklık, ağrı, görme azalması, ışık çakmaları, bulantı, kusma, şiddetli öksürük, ciddi sulanma ve çapaklanma durumunda hemen doktora başvurulmalıdır.

image004GLOKOM (GÖZ TANSİYONU)
Glokom halk arasında göz tansiyonu (karasu) olarak da bilinen, kronik (uzun süreli),çoğu zaman sinsi,görmeyi zamanla azaltan,körlüğe sebep olabilen ve en önemlisi erken hiçbir belirtisi olmayan tehlikeli ama önlenebilen bir hastalıktır.
GLOKOM GÖZÜ NASIL ETKİLER
Gözden çıkan görmeyi sağlayan sinir lifleri, beyindeki görme merkezinde sonlanır. İşte glokomda hasar gören bölge sinir hücreleri, sinir lifleri ve sinir hücrelerinin beslenmesini sağlayan destek hücreleridir. Yüksek seyreden göz tansiyonu destek hücrelerini,sinir hücrelerini ve liflerini tahrip eder.Vücudumuzda hasar gördüğünde tekrar onarılmayan birkaç hücreden biride sinir hücreleridir. Dolayısıyla hasar olduğunda bu sinir liflerinin olduğu alanlarda lokalize görme kaybı ortaya çıkar. Hasarlı alanlar arttıkça görme kaybı da artar ve tedavi edilmezse körlüğe kadar ilerler.

GÖZ İÇİ BASINCININ ANLAMI VE ÖNEMİ
Gözün içinde ön ve arka kamara adı verilen 2 boşluk vardır. Bu iki boşluğun içinde “hümor aköz” adında bir sıvı bulunur.Bu sıvı gözün şeklinin korunmasında, lensin ve korneanın beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Göz içi basıncı ya da göz tansiyonu normal seviyelerde olmak kaydıyla bir gerekliliktir ve hastalık değildir.

NORMAL GÖZ İÇİ BASINCI
Normal göz içi basıncı 9 ile 21 mmHg arasında olup ortalama 17mmHg’dır. Glokom hastalığı ise göz tansiyonunun görme sinirlerini bozacak kadar yükselmesi durumudur. Ancak göz tansiyonu 9 mmHg’nın altında veya 21 mmHg’ nın üstünde olduğu bazı bireyler sağlıklı olabilir. Bunun tam terside olabilir. Yani kişinin göz tansiyonu 9 mmHg ile 21mmHg arasında olduğu halde glokom olabilir. Yani normal kabul edilen sınırlar içindeki bir göz tansiyonu değeri bazı kişilerde görme siniri hasarı yapabilir.Bu nedenle kişilerin muhakkak göz doktorlarınca düzenli olarak kontrol edilmesi gereklidir.

GLOKOMDA RİSK FAKTÖRLERİ
Bu bölümde; kimlerde glokom hastalığı riski diğer insanlara göre fazladır sorusuna yanıt arayacağız.
-Yükselmiş göz içi basıncı olan kişilerde glokom hastalığı görülme oranı normal göz içi basıncı olanlara göre daha fazladır
-Yaş arttıkça glokom hastalığına yakalanma oranı da artmaktadır.Bunun sebebi göz içi basınç artışına yaşlıların sinir liflerinin daha duyarlı olmasıdır.
-Aile öyküsü; ailesinde glokom hastalığı olan kişilerde göz tansiyonu olma olasılığı olmayanlara göre oldukça fazladır. Dolayısıyla bu kişilerin mutlaka düzenli olarak glokom için muayene olmaları gerekmektedir.
-Irk faktörüde belirleyici olabilir. Afrikalı kişilerde göz içi basıncı daha yüksek seyredebilir. Normal göz içi basıncına rağmen glokom hastası olma oranı Japonlarda daha fazladır.
-Cinsiyet; kadınlarda glokom hastalığı erkeklere göre daha fazladır.
-Miyopi; miyopi hastalığı olanlarda glokom hastalığı, hiçbir kusru olmayanlara ve hipermetroplara göre daha fazladır.
-Dolaşım problemleri; gözün kan dolaşımında aksaklıkların göz içi basıncına duyarlılığı arttırdığı ve düşük göz içi basınçlarında bile glokom hastalığına yol açabileceği ortaya çıkmıştır. Dolaşım problemlerinin en sık sebebi kan damarlarındaki düzensizlik ve arteriosklerozdur(damar sertliği)
-Kan basıncı; düşük kan basıncı gözün kan dolaşımını azaltarak görme sinirinin beslenmesini bozabilir ve göz içi basıncına duyarlılık artar.
Sistemik hastalıklar; diabetes mellitus(şeker hastalığı)olanlarda glokom hastalığı daha fazla görülür.

GLOKOMDA TEDAVİ SEÇENEKLERİ
1.Göz damlaları başlangıç seçeneğidir. Her hastanın özelliğine göre çeşitli damlalar kullanılmasından ve ciddi yan etkileri olduğundan ötürü mutlaka doktor kontrolunde kullanılmalıdır.
2.Cerrahi tedavi damlalara rağmen eğer göz tansiyonu hala yüksek ve görme alanı kaybı giderek artıyor ise cerrahi kaçınılmazdır.
3.Kriyoterapi, YAG laser siklodestruksiyon ve diod laser siklofotokoagülasyon; görme düzeyi iyice azalmış kişilere ağrıyı azaltmak için yapılan tedavi seçeneğidir.

GLOKOMDAN KORUNMA
Glokomun görülme sıklığı 35 yaşından sonra artar. Hiçbir şikayetiniz olmazsa bile 35 yaşından sonra düzenli göz muayenesi olmak gereklidir. Glokomdan korunma ancak düzenli göz muayeneleriyle mümkündür. Bu kontrollerde görme alanı ve diğer yöntemlerle hastalığın evresi ve ilerleme derecesi kontrol edilir ve tedavi düzenlenir.

ŞEKER HASTALIĞI VE GÖZ

image005DİABETİK RETİNOPATİ (AĞ TABAKA HASARI)

Diyabet hastalığı olan birçok insanda ‘diyabetik ağ tabaka hasarı’ denilen gözle ilgili bir problem gelişebilir. Diyabet retinadaki küçük kan damarlarını hasara uğratır. Retina (AĞ TABAKA), gözün görüntüyü algılayıp beyine iletilmesiyle ilgili olan bölümüdür. Diyabetik ağ tabaka hasarı görmenin azalmasına neden olduğu gibi körlükle de sonuçlanabilir.
Diyabette ağ tabakanın zarar görmesi, kan şekerinin ve kan basıncının normale yakın değerlerde tutulmasıyla önlenebilir. Bu yolla ağ tabaka hasarının ilerlemesi yavaşlatılıp görme kaybı önlenebilir.

Diyabetik ağ tabaka hasarında yakınmalar
Yakınmalar genelde hastalığın erken döneminde başlar ancak tipik olarak ciddi hasra ve istenmeyen image007karmaşık yan etkiler gelişmeden fark edilmezler. Periyodik aralarla düzenli yapılan göz taramaları diyabetik ağ tabaka hasarının erken tanısı ve görme kaybının engellenmesine olanak tanır. Bulanık ya da bozuk görme ,okuma güçlüğü, göz önünde uçuşan cisimler,kıvılcımlar, ışık çakması, kısmi ya da tam görme kaybı, gözün önüne perde inmesi, gözde ağrı bazı yakınmalar ve istenmeyen durumlardır. Diyabetik ağ tabaka hasarının komplikasyonları ağ tabakanın orta kısmında şişme (sarı nokta ödemi) ve ağ tabakanın tam ayrılmasıdır. Eğer diyabetik ağ tabaka hasarı ilerlerse ağ tabakada ve gözün diğer kısımlarında kalıcı hasar gelişebilir ve bu durum ciddi görme kaybı ve körlükle sonuçlanabilir.

Diyabetik ağ tabaka hasarı tanısı nasıl konulur?
Düzenli yapılan göz taramaları ile ağ tabaka hasarı görme bozukluğu meydana gelmeden saptanabilir. Hastalık ilerlemeden istenmeyen problemler ortaya çıkmadan ağ tabaka hasarı yakınmaları hastalar tarafından farkedilmeyebilir. Bu yüzden diyabet tanısı alan bir kişinin düzenli göz muayenesi olması gerekmektedir.Önerilen tip 1 şeker hastalığı tanısı almış bir kişinin tanıdan 3-5 yıl sonra, tip 2 diyabet tanısıyla izlenen bir kişinin ise tanıdan hemen sonra ağ tabaka hasarı yönünden göz muayenesi olması şeklindedir.
Diyabet tanısı alan herkesin yılda bir veya iki kez hiçbir yakınması olmasa da bir göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerekmektedir. Ancak ilk muayeneden sonra göz doktoru muayene sıklığı, muayene bulgularına göre değişiklik gösterebilir.
Ne yazık ki ülkemizde şeker hastası birçok insan yıllık göz muayenelerini yaptırmamakta ve ciddi görme kaybı gelişine kadar bu durumun farkına varamamaktadırlar.

Diyabetik ağ tabaka hasarı önlenebilir mi?
Diyabetik ağ tabaka hasarı gelişen görme kaybı kan şekerinin ve kan basıncının normale yakın değerlerde tutularak önlenebilir. Kan şekerinin ve basıncının normale yakın değerlerde tutulması göz damarlarında oluşabilecek hasarı ve kanamaları önler.Ağ tabaka hasarı meydana gelmez .Kan şekerinin normal değerlere yakın olması eğer mevcutsa diyabetik ağ tabaka hasarının ilerlemesini yavaşlatır ve ilerde oluşabilecek görme kaybını engeller.

Diyabetik ağ tabaka hasarı nasıl tedavi edilir?
Lazer tedavisi (fotokoagülasyon) ağ tabakanın aşırı hasar görmesinden önce yapılırsa görme kaybını önlemekte oldukça etkili bir yöntemdir.Lazer tedavisi görmeyi artırıcı bir tedavi değildir. Aksine tedavinin kendisi görme alanında ve görme keskinliğinde bir miktar kayba yol açabilir. Fakat yaşam boyu süren bu ilerleyici hastalığın kontrolü için etkinliği gösterilmiş tek tedavi yöntemidir.Yine aynı şekilde gözün içinde yer alan jelatinöz yapıdaki göz sıvısının (vitröz sıvı ) çıkarılması (vitrektomi) ağ tabaka ciddi hasar görmeden önce yapılırsa görmeyi düzeltebilir.

Ağ tabakanın ciddi hasar görmesi durumunda ise bir tedavisi yoktur.
Riski ne artırır?
Diyabetik ağ tabaka hasarının gelişimi en fazla 2 faktöre bağlıdır.
• Diyabet süresi
• Diyabetin tipi
• Hastalığın kontrol altında olup olmaması
Diyabet süresi ne kadar uzun olursa diyabetik ağ tabaka hasarı gelişme riski o kadar yüksek olur. Diyabetik ağ tabaka hasarı gelişimi Tip 1 şeker hastalığında tip 2’ye göre daha sık görülür. Tip 1 diyabetli bir kişinin 10 yılda ağ tabaka hasarı geliştirme ihtimali %60 olup 20 yılda b oran %100’e çıkmaktadır.20 yıl sonunda ağ tabaka hasarı gelişen tip 1 şeker hastalarının %53’ünde diyabetik ağ tabaka hasarı ilerlemiş (proliferatif) evrede saptanmıştır. Tip 2 şeker hastalıklı kişilerin %21’de tanı anında ağ tabaka hasarı saptanmıştır. 20 yıl sonunda tip 2 şeker hastalarında %60’da ağ tabaka hasarı gelişir.

Diyabetik ağ tabaka hasarı gelişimiyle ilgili kontrol edilebilir risk faktörleri:
• Hamilelik (diyabeti olan kadınlarda hamilelikle birlikte diyabetik ağ tabaka hasarı riski artar. Önceden varolan ağ tabaka hasarı kötüleşebilir.)
• Sürekli yüksek kan şekeri ( kan şekeri normale yakın düzeylerde tutulabilirse ağ tabaka hasarı riski azalır varolan ağ tabaka hasarının ilerlemesi yavaşlar)
• Yüksek kan basıncı (Yapılan çalışmalar kan basıncı yüksekliğinde diyabetik ağ tabaka hasarının proliferatif tipte olma ve sarı nokta ödem gelişiminin daha sık görüldüğünü göstermektedir.
• Tanı ve tedavinin gecikmesi(yıllık göz muayenesi olmak Diyabetik ağ tabaka hasarı gelişimini önlemez ancak diyabetik ağ tabaka hasarına bağlı gelişebilecek görme kaybı gibi istenmeyen sonuçların doğmasını engeller. Erken tanı ve tedavi görme kaybı riskini ve diyabetik ağ tabaka hasarının ilerlemesini önler).
• Yüksek kolesterol (bazı çalışmalar yüksek kolesterolün diyabetik ağ tabaka hasarı gelişimini kolaylaştırdığını öne sürmektedir.
• Anemi
• Sigara içmek (Diyabeti olan kişilerin sigara içmeleri ağ tabaka hasarı gelişimini kolaylaştırır.

Doktora ne zaman başvurmalı?
Diyabeti olan herkes aşağıdaki durumlarda bir göz doktoruna başvurmalıdır.
• Hiçbir şikayeti olmazsa bile 5 yıllık şeker hastalığı geçmişinin bulunması
• Göz önünde sinek uçuşması(siyah nokta ,benek veya iplik şeklinde olabilir.)
• Işık çakmaları: Gözün veya başın hareketiyle oluşan ışık çakması ve kıvılcımların siyah bir zemine bakarken fark etmek daha kolaydır.
• Yeni gelişen görme alanının bir bölümüne perde inmesi
• Göz ağrısı ya da gözde ağırlık hissi
• Yeni veya ani oluşan görme kaybı

KURU GÖZ
Gözün yüzeyel hastalığıdır. İltihabi hastalıklara bağlı olarak gelişebilirler. Gözyaşı gözün sağlıklı kalmasını, nemlenmesini sağlar Kuru göz gözyaşı üretimi azalmasıyla veya üretilen gözyaşı kalitesinde bozulma meydana gelmesiyle ortaya çıkan rahatsızlık olarak da bilinir.
Gözyaşı iki farklı şekilde üretilir. Biri göz yüzeyinin nemlenmesinin sağlanması amacıyla az miktarda salgılanır. Buna bazal gözyaşı denir. Bir diğeri ise duygusal durumlarda veya gözde herhangi bir rahatsızlığa tepki olarak fazla miktarda üretimidir. Buna da refleks gözyaşı adı verilir.

Kuru göz hastalarının şikayetleri
image009
* Gözde rahatsızlık yorgunluk
* Gözde kuruluk hissi
* Yanma batma
* Yabancı cisim hissi
* Karıncalanma
* Bulanık görme
* Işıktan rahatsız olma
* Kızarıklık
* Kaşıntı

Gözyaşı gözlerin yeteri kadar nemlenmesini sağlayamazsa gözlerde rahatsızlık meydana gelir. Buna tepki olarak gözyaşı bezlerinde salgı miktarı artar. Bu artan miktar göz yaşı kanalının boşaltım kapasitesini aşarsa gözyaşı dışarı akar ve tersine kuru göz hastalarında göz sulanması görülebilir

Gözyaşı salgısı ilerleyen yaşla birlikte azalır. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası sık görülür Bunun dışında beta blokerler, diüretikler (tansiyon ve kalp rahatsızlıklarında), antihistaminikler (alerjik hastalıklarda),
uyku ilaçları, ağrı kesici ilaçlar ve sinir ilaçları kullananlarda azalır
Kimyasal yanıklar, geçirilmiş cerrahiler ve bazı sendromlarda kuru göz görülebilir.

Kuru göz tanısı göz hastalıkları uzmanları tarafından hastanın şikayetleri ve yapılan biyomikroskopik muayene ile kolaylıkla konulur Schirmer testi de tanıda yardımcıdır.

Tedavi
• Altta yatan hastalığın tedavisi
• Oda ısısı azaltılmalı
• Ortam nemlendiricileri
• Yapay gözyaşları (damlalar jeller)
• Mukolitik ajanlar
• Antiinflamatuar tedavi(siklosporin A)
• Cerrahi (punktum tıkacı)

Sitede Ara!

Bizden Haberler

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
Prev Next

ERKEN DOĞUM NEDİR? ERKEN DOĞUM NEDİR? Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji P…

ERKEN DOĞUM NEDİR? ERKEN DOĞUM NEDİR? Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş Yıldırım

21.11.2016 tarihinde Kanal 24 te canlı yayında Özel İstanbul Şafak Hastanesi Başhekimi Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş Yıldırım ''erken doğum ve prematü...

GEBELİK TAKİBİ NEDİR? Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş …

GEBELİK TAKİBİ NEDİR? Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş Yıldırım

19.03.2017 tarihinde Kanal 24 te canlı yayında Özel İstanbul Şafak Hastanesi Başhekimi Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş Yıldırım ''Gebelik Takibi'' konus...

Hangi sıklıkla Kadın Hastalıkları Uzmanına Başvurulmalı?

 Hangi sıklıkla Kadın Hastalıkları Uzmanına Başvurulmalı?

20.03.2017 tarihinde Tv 8 Günaydın Doktor programında Özel İstanbul Şafak Hastanesi Başhekimi Kadın Hastalıkları Doğum ve Jineonkoloji Prof. Dr. Bektaş YILDIRIM '' Kadın Doğum Do...

KANSERDE ERKEN TEŞHİS

KANSERDE ERKEN TEŞHİS

ÖZEL İSTANBUL ŞAFAK HASTANESİ BAŞHEKİMİ AYNI ZAMANDA KADIN HASTALIKLARI VE JİNEONKOLOJİ PROFESÖRÜ BEKTAŞ YILDIRIM, HİZMETİX DERGİSİ KASIM SAYISI ÖZEL ROPÖRTAJI:  ÖZEL İSTANBUL Ş...

500 gramlık İmen Bebek Hayata Tutundu

500 gramlık İmen Bebek Hayata Tutundu

İzlemek için Tıklayın Hastanemizde Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Çocuk Hastalıkları Uzmanı Mehmet İLTER tarafından tedavisi yapılan 500 gramlık İMEN BEBEK 2000 gr olarak hast...

anlasmalikurumlarbebeklerimizcheckupkatalognobetcieczaneulasim